7 Ekim 2009 Çarşamba

YAŞAM PINAR'IMA

Med-cezirli ruhunun içindeki,
Çocuksu,
Kırılgan,
Bazen anlaşılmaz
O ayrıksı yanların
Güzel gözlerinden ifade olurken
Sevgimizin meyvesi
Huzurun gizlendiği dehlizlerde
Tüm lezzetiyle salınmakta

Sevgilim
Kadınım
Çocuğum
Annem
Huzurun enerjisi doldursun o ürkek benliğini
Aşk sözleri sulasın narin çiçeğini
Büyüsün
Biteviye ve umarsız
Sevgileri içine alsın

Silinti duygularla değil
Tüm coşkunluğuyla

SENİ SEVİYORUM..........................



Erkan Sarıyıldız 1999-İstanbul

6 Ekim 2009 Salı

JAZZEROTİKA


Saksafonun fahişe çığlıkları
Diriltirken ölüleri,
Baştan çıkar bedenim.
Hatıralar kadife siyahı
Ten kokunu sayıklarım

Erkan Sarıyıldız
1989
Bilmiyorum
Belki seni sevmek beni bağlıyor hayata.
Belki de simgesisin güvenimin;
Sarsıcı duygulardan kurtuluşum.

Ama
Sen de beni anlamayacaksın.
Ben yine yüzümde bir maske,
Sahte mutluluklar yaşayacağım.
Beni rüyalarımda,kalbimde
yalnız bırakacaksın
Erkan Sarıyıldız
12.10.1989

Zor Aşk

Sana cenneti vaadetmiyorum
Ölüme götüren aşkları
Sonsuzlukla özdeşleşen mutluluğu.

Seni sevmiyor
Hatta senden kaçıyormuş gibi görünebilirim
Değersizmiş gibi hissedebilirsin
Benim kalabalık dünyamda
yalnızda kalabilirsin

Her zaman seni seveceğime söz veremem
Yanımda bir başkasını da görebilirsin
şakacı gülüşlerle
Gerçek beni bulabilirsen içimde
Eğer ona aşıksan
Girmeye cesaret edebilirsen
benle kendim arasına
Gel her zaman açık sana kalbim

Erkan Sarıyıldız
7.9.1991

MERCAN’IN KUTUSU

Günün günden öte, gecenin boynunun büküldüğü sevginin sözünün akçe,para ettiği günlerdi .Bir cevval,cabbar Sündüs yaşardı. Gönül gözüyle sever, sevgisiyle coşardı.Kimsenin bir dediğini iki etmez,ikiyi de üç etmezdi. İçine sevginin özsuyu yerleşmiş, bu lezzeti tadmıştı. Bu nefasetin içinde en derununda hayatını uğrunda vereceği tek has insan üstadı Mercan. Mercan Usta özü öz ,sözü söz, hası has, bir insan evladı ama ne evlad.Bilgide derin, sözde derin ,ışığına pervane olasın gelir. Sündüs bedeniyle bütün gün çalışır,enerjisinin son zerresine kadar gayretle hayatın bu yüzünün gereklerini yerine getiriken iş bitip de Mercan’ın yanına varıp eteğini öptüğünde yaydığı ulviyetle ruhani mesellere dalıp kendinin dehlizlerinde bir oraya bir buraya salınır dururdu.
Gerçek hayatın göründüğü gibi olmadığını daha farklı anlamlar taşıdığını gördü şaşırdı. Ne kadar kendine dönerse o kadar gerçekliğe ulaştığını bildi şaşırdı. Gün geçti korktu, gün geldi lezzetinden doygunluğa ulaştı ama yılmadı üstadının bir dediğini iki etmedi,ikiyi üç etmedi. “Birliğe ulaşmak zordur, dikenlidir, yıpratır.Yılma !!!!!” “Seçtiğin yol Hakkın yolu ,yolu dışarda değil içinde ara”

Mercan Sündüs’teki değişime ve gelişime hayretle bir okadar da gururla bakıyordu..Kendini bir simyacı gibi hisssediyor elindeki bakırın altına dönüşünü adım adım takip ediyordu. Sündüsteki potansiyel çok büyüktü. Mercan hatta bazen Sündüs’ün sorularındaki derinliğe şaşakalıp Sündüs’ün boyunun artık kendisini aşmasını biraz buruklukla seyrederdi. Sündüs te iç seyahatlerini dahada derinleştirip Üstadına, Mercan’ına biraz daha şaşkınlık vermek için elinden geleni ardına koymazdı.Artık yavaş yavaş boş kaptan doluya akış kesilmiş hatta taşmaya başlamıştı. Mercan Sündüs’ün artık kendi gerçekliğini bulabilmesi için kanatlarıyla uçmayı öğrenmesi gerektiğine karar verdi.Yaptığı tüm uzaklaştırma çalışmaları, yollara taş koymalara rağmen Sündüs daha da bağlanıyor, daha da üstadının ayak dibine sığınıyordu. Az gitti, uz gitti zaman zamanı kovaladı. Sündüs olmuştu; hem de ne?. “Üstadım , rehberim Mercan; sırtım yere gelmez,gelse de kalkarım” Mercan düşündü ki, eteğinin altındaki bir altın kendi parıltısını yaymadıkça değerini kimse bilmeyecek. Mercan’ın Sündüs’ü diyecekler ,SÜNDÜS ilmini tadamayacaklar Düşündü ki çeliğe su ver ki kuvvetlensin,bıçağı sert taşla bile ki keskinliğinden dünyayı kessin, biçsin.

Her zaman ki derun sohbetleri sırasında Mercan bu evlattan gelecek tepkinin endişesi,fakat sonunda olacakların merakıyla Sündüs’e: --Evlat.Senin olup olacağın bu kadar.Evimde ocağımda yok sana yer artık.Eteğimi öperek açamazsın kapıları. Sende bir şahinin gözü,bir aslanın çevikliği yok. Kendini zorlama, herkes Mercan değil ki uçasın yükseklerde. Sündüs birden bu lafların karşısında tökezledi, düşeyazdı. Ne diyordu gönlünün efendisi,nasıl konuşuyordu bu yüce ağız. O değilmiydi uğruna ölecek kadar sevdiği, canının dostu.. “Herkes Mercan değil “ ne demek ki zaten ona eş olmak haşaaa aklından bile geçmez. Sündüs bir yanda göz yaşlarını saklamaya çalışırken Mercan da esasında özünden dökülmeyen bu sebepli laflarının ağırlığıyla bir kenara çöktü. Çelik dövülerek sağlamlaşır dedi rahatladı. Dibe düşmeyen yükselemez dedi ferahladı.

Sündüs yılların içinde ilk defa bu çiçek kokan ağızdan duyduğu cehennemi laflarla kendini terkedilmiş, anasının ak sütünden koparılmış gibi hissetti. Ne yapacaktı nasıl ayakta kalacaktı . Tutunacağı değneği kaybolmuş, dizinin dermanı çözülmüştü.

Bir süre hayatını da boşladı.Ne yedi ne içti. Nerde o güzelim cennet kokulu sohbetler,nerde ruhunun beslendiği miski amber odalar.Nasıl yaptı Mercan ahhhhhh.Oysa ben onun için..... Mercan yalnız Sündüs yalnız. Geçti günler, haftalar , aylar.Mercan emin Sündüs’ten; çirkin böceğin kozadan dünya güzeli kelebek olarak çıkacağı günü merakla bekledi. Sündüsün azalınca hançer acısı, içindeki cevher kıpırdadı. Kimim ben? Sündüs kim?Ayağa kalk bre derviş. Sensin ki yaradanın zerresini içinde taşıyan. Beden sana hediye edilmiş emanet. O kadar dolaşıp karanlıklarını aydınlattığın dehlizlerin ışığını tekrar yak. Dön içine, dehliz ne kadar derinse çıkışı o kadar güzeldir. Senin var bir görevin. Yalnız ruhların yollarını aydınlat Ulaşsınlar birliğe,özgürlüğe Sündüs silkelendi ,pişti, yandı. Işığının parlaklığı görülünce tanındı , bilindi.Sündüs ilminden bir zerre kapmak için insanlar evlerine konuk ediyor, eteğini öpmek için birbirlerinin önüne geçmeye çalışıyorlardı. Mercan içi biraz buruk fakat gururla bu hak yolcusunun ününü takip etti. Zaman geldi .Mercan’ın bedeni ,içindeki misafiri yolcu etmeden en güvendiği adamına bir kutuyu ben ölünce Sündüs Efendiye ulaştır dedi.Kuş uçtu bedenden ve söz tutuldu. Kötü haber tez duyulur. Sündüs Efendi kendini hayat yolunda yalnız bırakan ama hala buruk bir sevgi duyduğu

Mercan’ın öldüğünü haber aldı.Ertesi gün de eline bu gizemli kutu geçti. Kutu ona o kutuya baktı.Sonunda yendi kızgınlığını ve açtı kutuyu.Kutu içinde kutu,kutu içinde kutu. İçinde bir koza, bir kağıt

“ Hak’kın yolu dolambaçlı. Hepimiz bir yolcuyuz bu yol içinde
.Tökezlediğinde bir el ararsın o el ben oldum sana.
Bir oldum ,iki oldum asa oldum güç oldum.,
Kozandan çıkmaya hazırlanan tırtıldın yanımda .Benden kozanı yırtmamı istedin . Erken delinen kozada tırtıl olmamıştır, telef olur .Zamanı geldi , kanadın binbir renkle donandı ve uçtun göklere Sonunda kendin oldun kendin yandın. Yolun sonunu kendi adımlarınla bulmalısın ki ulaştığında ışığın parıldasın. Parıltın ,ışıltın dillere destan.Pervanelerin sana doğru uçmakta. Ustan son sözünü şöyle der:
Işığına bakıp ben artık oldum deme,
Senin ışığın bir zerre hakkın selinde
Medet umma kimseden
Ki aslında Hak senin içinde”

Sündüs şaşkın , Sündüs üzgün. Mercan’ı yine ona rehber ,güç olmuş.Doğru yolu göstermiş.Biliyor ki yüzüyor ışık selinde.

Erkan Sarıyıldız 24.7.2008

Sessizlik Kulesi


Sensizliğin sonsuzluğunda
Sessizliğin seslerini dinliyorum
Sessizlik kulemde

Zifiri akşamlarda
Seller arasında
Bir şamanın haykırışı
uzaklarda
Şehvet çığlıkları dolduruyor kulaklarımı....

Önüme
Geleceğin yazgısı
Eski,yeni inançlarım
Sembolik tabularım
Sanrılarım saçılmış
Topluyorum
Sığmıyor bilincime.

Erkan Sarıyıldız 24.9.1989